EĞİTİM YAZILARI

Tanım

Eğitim ve Eğitim Poltikaları hakkında bilgi, belge ve düşünceler içeren bir site olma amacını taşımaktadır.


Bağlantılarım

* Ana Sayfa
* Profilim
* Arşiv
* Arkadaşlarım
* Murat Kaymak

Kategoriler


Celâl Üster/Galileo'nin Yapıtı 477 Yıl Sonra Türkçede

İnsanoğlu akıl ile inanç, bilim ile din arasındaki uzlaşmazlıkları yaşayadursun, bu yıl bilim dünyası, Charles Darwin'in doğumunun 200., evrim kuramını ortaya attığı Türlerin Kökeni adlı yapıtının yayımlanışının da 150. yılını kutluyor.

Bu kadar da değil; 2009, Birleşmiş, Uluslararası Astronomi Birliği ve UNESCO tarafından Dünya Astronomi Yılı olarak belirlenmiş bulunuyor. Ama çok önemli bir yıldönümüne daha tanıklık ediyor 2009; 1608'de Felemenk'te icat edildiği sanılan teleskopun, İtalyan bilgin Galileo Galilei (1564-1642) tarafından geliştirilişinin 400. yılına. Evet, Galilei, 1609 yılında geliştirdiği teleskopu ilk kez gökyüzüne yönelterek, Jüpiter'in en büyük dört uydusunu, Güneş lekelerini, Venüs'ün evrelerini ve Ay yüzeyindeki tepelerle çukurları keşfetmişti. Bugün deneysel yöntemin kurucusu olarak kabul edilen Pizalı matematikçi, astronom ve fizikçi, göğü teleskop kullanarak inceleyen ilk bilim insanı olarak Yer'in, o zamana kadar inanıldığı gibi evrenin merkezi olmadığına, Güneş'in çevresinde dolandığına ilişkin kanıtlar ortaya koymuş, bu görüşleriyle dönemin egemen inancına köklü bir biçimde aykırı düştüğü için de Roma Engizisyonu tarafından sorgulanmış, nedamet getirmeye zorlanmış, yaşamının son sekiz yılını ev hapsinde geçirmişti.

Galilei, gezegenlerin Güneş çevresinde dolandığına ilişkin Copernicus kuramına daha gençlik günlerinde inanmış, ama eleştirilirim korkusuyla bu görüşünü açıklamaktan çekinmişti. Astronomi gözlemlerinde teleskoptan yararlanılmasını başlatan Galilei, 1611'de Roma'ya giderek papalık sarayının yetkililerine teleskopuyla bir gösteri yapmış, gördüğü büyük ilgiden cesaret alarak 1613'te yayımladığı Güneş Lekelerinin Tarihi ve Kanıtları adlı yapıtında Copernicus kuramını ilk kez açıkça savunmuştu.Galilei'nin anatımındaki ustalık, Latince yerine halkın konuştuğu Latinceyi yeğlemesi, görüşlerinin ünversitenin dışına taşarak yaygınlaşmasını ve geniş yığınları etkilemesini sağlamıştı.

Çıkarlarının tehlikede olduğunu gören Aristotelesçi profesörler Galilei'ye cephe almışlar, Copernicus kuramının kutsal metinlerle çeliştiğini vurgulayarak onu Kilise yetkililerinin gözünde karalamaya girişmişlerdi.

Bu çabalarında onlara arka çıkan Dominiken vaizler, bir yandan kiliselerde 'matematikçiler'in bu yeni dinsizliğine ateş püskürürken, bir yandan da dine karşı ve uydurma olduğunu söyledikleri sözlerini gerekçe göstererek Galilei'yi Engizisyon'a gizlice ihbar etmişlerdi.

Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları'nın Klasikler Dizisi'nden Reşit Aşçıoğlu çevirisiyle yayımlanan İki Büyük Dünya Sistemi Hakkında Diyalog, dilimizin bilim kitaplığına çok değerli bir katkı niteliği taşıyor.

Kitap, 1632'de yayımlandığında, Avrupa'nın dört bir yanında büyük bir heyecan ve övgüyle karşılanmış, yazınsal ve felsefi bir başyapıt olarak kabul edilmişti. Papaya, kitabın tarafsız görünen başlığına karşın, aslında Copernicus sisteminin güçlü ve pervasız bir savunusu olduğu belirtilmiş; Cizvitler bu yapıtın, kurulu düzen için 'Luther ve Calvin'in öğretilerinin toplamından' bile daha zararlı olacağını vurgulamışlardı. Papa, soruşturma açılmasını emretmiş, Kilise yetkilileri Galilei'yi heretiklikle suçlamışlardı. Yaşlı ve hasta olmasına karşın 1633 Şubatı'nda Roma'ya gelerek duruşmada hazır bulunmak zorunda bırakılan Galilei hapse atılmamış, ama Copernicus öğretisine bağlı olmak ve bu öğretiyi anlatmaktan suçlu bulunmuş, nedamet getirerek görüşlerinden dönmesi emredilmişti. Galilei bu yönde bir ifade vermiş, papa da bu cezayı ev hapsine çevirmişti.

Bu önemli yapıtı büyük emekler vererek İtalyanca aslından dilimize kazandıran Reşit Aşçıoğlu, 'İhtiyaç icatların anasıdır sözü bilinir ve çok sok tekrarlanır,' diyor. 'Peki, Galileo için bir ihtiyaç mıydı Dünya'nın döndüğünü ispatlamak? 1961 yılında Sovyet kozmonotu Gagarin Yerküre'mizin döndüğünü uzaydan gözleriyle görüp bize haber verecekti nasıl olsa! 1630'larda gözleriyle değil de 'akıl gözüyle' Yerküre'mizin döndüğünü ispatlamaya kalkışmasından insanoğlu ne kazandı? Bu soruya, Galileo'dan yaklaşık 325 yıl sonra 1954'te Nobel Fizik Ödülü alan Max Born'un sözleriyle cevap verelim: 'Deneysel ve kuramsal araştırmada bilimin tutumu ve metodu, Galileo'dan bu yana hep aynı kalmıştır ve öyle kalmaya da devam edecektir.' İtalyanca orijinalinden çevirisi elinizde olan Dialog'da Salviati şöyle der: 'Bilimin ilerlemekten başka bir hedefi yoktur.''

Klasikler, yüzlerce yıl sonra da olsa, Türkçeye kazandırılıyor. Boccacio'nun Decameron'u, Dante'nin İlahi Komedya'sı, Cervantes'in Don Quijote'si onca zaman sonra da olsa, asıllarından ve eksiksiz olarak dilimize kazandırılmıştı. Şimde de Galilei'nin ünlü Diyalog'u Türkçede. Aşçıoğlu'ya hepimiz binlerce teşekkür borçluyuz.


Tarih: 17:17, Perşembe, Nisil 23, 2009
Yorum (yok) | Yorum yaz | Bağlantı

Ulusal Egemenliğin Bayramı


Dr. Handan DİKER
Yeditepe Üniv. Öğr. Gör.

23 Nisan Türkiye ulusal tarihinin başlangıcı ve yeni bir dönüm noktasıdır. Bütün bir düşmanlık dünyasına karşı başkaldıran Türkiye halkının, Türkiye Büyük Millet Meclisini meydana getirmek konusundaki yamanlığını belirtir.

M.K. ATATÜRK

(23 Nisan 1922)

 

Yeni Türk devletinin kuruluş sürecinin tamamlandığı tarih 23 Nisan 1920dir. Çünkü 19 Mayıs 1919da Mustafa Kemalin Samsuna çıkması ile başlayan Anadolu ihtilali, 23 Nisan 1920de Meclisin açılması ile tamamlanarak tabanı ulus olan, yani ulusa dayalı yeni bir devletin kuruluşu ile sonuçlandırılmıştır.

Bu Meclisin temeli, özü onun ulusa dayalı olmasıdır ve ulusal egemenliği temel almasıdır. 1923’te Mustafa Kemal Eskişehir-İzmit konuşmasında nitekim şöyle diyecektir: Ulusun geleceğine yalnız ve ancak ulus egemen olacaktır. Ulusu temsil eden ulusal irade ulus adına sınırlı ve belirli bir zaman için manevi kişiliğini de belirten Millet Meclisi de en sonunda ulusça yenilenmekle karşı karşıyadır. Özde olan ulustur. Egemenlik onun olduğu gibi, yönetim hakkı da onundur.

Türkiye Cumhuriyeti devletinin başlıca iki temel niteliği vardır. Bunlardan ilki ulusal egemenlik, diğeri de tam bağımsızlık. Her iki nitelik de egemenliğin kullanımı ile ilgilidir.

Demokrasilerde egemenlik ulusun elindedir. Ve bu nitelik ulusal egemenlik olarak ifadesini bulur ve ulusun kendi kendisini yönetmesi olarak ifade edilir. Yani egemenliğin ül

ke içinde kullanımı ulusal egemenliktir. Ülke dışında ise egemenlik tam bağımsızlıktır ya da istiklal olarak ifade edilir. Yani başka hiçbir güçlü devletin boyunduruğu altına girmemek. Nitekim ancak bunlar gerçekleştirildikten sonradır ki çağdaşlaşma hedefine yönelinmesi gerekir. 16 Ocak 1923te Mustafa Kemal bunu şöyle dile getirecektir: Türkiye Büyük Millet Meclisinin tüm programlarının dayanağı şu iki temel ilkedir: Tam bağımsızlık, kayıtsız şartsız ulusal egemenlik. Birinci ilkenin açıklanması ulusal ant (Misak-ı Milli) idi. İkinci ve yaşamamız için gerekli olan ilkenin belirgin biçimi ise anayasa Teşkilatı Esasiye Kanunudur. Türkiye Büyük Millet Meclisi 23 Nisan 1920 Cuma günü en yaşlı üye Sinop Milletvekili Şeref Beyin başkanlığında saat 13.45te İttihat ve Terakki Kulübü binasında açılmıştır.

23 Nisan 1920de açılan Türkiye Büyük Millet Meclisi, birtakım niteliklere ve özelliklere sahiptir. Her şeyden önce amacı anayasa hazırlamak olan bir kurucu meclistir. Aynı zamanda olağanüstü yetkilerle donatılmış olup, yasama ve yürütme görevlerini de üzerine alacaktır. İşte ilk Meclisin yetkileri oldukça geniş olup, kuvvetler birliği ilkesini benimsemiştir. Yasama, yürütme, gerektiğinde yargı yetkisi de Meclistedir.

Nitekim Meclisin açılışı ile yeni devletin artık ulusal egemenlik ilkesini devletin temel söylemi haline getirmiş olduğunu görüyoruz. Kurucu meclis tarafından hazırlanan yeni devletin ilk anayasası olan 1921 Anayasasının birinci maddesinde de bu düşünce yer alır: Egemenlik kayıtsız ve şartsız milletindir.

Mustafa Kemalin eseri olan bu yeni devletin ve onun meclisinin temel nitelikleri ve önemi, son derecede anlamlı bir günde, yani 1 Kasım 1922de, saltanatın kaldırıldığı gün Mustafa Kemal tarafından şu sözlerde dile gelecektir: Millet geleceğini doğrudan doğruya eline aldı ve ulusal egemenlik ve hükümdarlığını bir kişiye değil, vatandaşlarından seçilmiş vekillerinden oluşan Büyük Mecliste temsil ettirdi. İşte o Meclis, yüce Meclisimizdir. Türkiye Büyük Millet Meclisidir. Bu egemenlik durağının hükümetine Türkiye Büyük Millet Meclisi Hükümeti derler. Bundan başka bir hükümdarlık makamı, durağı, bundan başka bir hükümet kurulu yoktur ve olamaz.


Tarih: 17:14, Perşembe, Nisil 23, 2009
Yorum (yok) | Yorum yaz | Bağlantı

<- | Sonraki Sayfa ->